|
Hipnoz insanların tedavi arayışları kadar eski bir ilimdir. Öncelikle büyücülerin, şifacıların, din mensuplarının kullandıkları bir araçtı. Bu aracı kullananlar tam olarak ne yaptıklarını ve nasıl yaptıklarını bilmeden, insanlar üzerinde muazzam etkiler yaratan sonuçları elde ettikçe, statülerini korumak için kullanmaya devam ettiler.
Hipnoz, Yunanlıların tanrıları Babillerin tarihi kadar eskidir. Hipnoz taş devrinden uzayıp, ortaçağı aşıp, günümüze gelmeyi başarmış bir efsanedir.
Tarih boyunca hipnozun taraftarları, karşıtları, suçları, günahları ve sevapları olmuştur. O bazen haksız yere yargılanmış, bazen de sorgulanmıştır. Çoğu zaman suçsuz bulunarak beraat etmiştir.
Bazen engizisyonlarda rastlanır ona, cadılarla ilişkili olarak, bazen tanrıların yanındadır iyileştirici olarak. Bazen bilimin top yekun savaş açtığı bir asi, bilim dışı bir varlık, bazen bilimin özü açıklanamayan kardeşidir, bir arka sokakta yalnız.
İşte hipnozun tarihi bu kadar eski ve bu kadar inişlerle ve çıkışlarla doludur.
Hipnoz tarihini anlatmaya, hipnoza faydası dokunmamış ve onun gelişimine engel olmuş bir isimle başlayalım. Bu isim hepimizin çok yakından tanıdığı, halen gazetelerde, TV’lerde, toplantılarda, panellerde, köşe yazılarında insanların hakkında konuştuğu, fikirlerini tartıştığı, yüz yılımızın psikoloji ve psikiyatri alanındaki bilgileri etkileyen ve yön veren önemli bir isim ve bir dahiden söz ediyoruz. Bu isim Freud’tur.
Bir tıp mensubu olan Freud’un öz geçmişi başarılarla doludur. 1885’de beyin anatomisi üzerine yaptığı çalışmalarla özel doçent unvanını alarak üniversiteye atanır. Dr.Charcot’ın aracılığı ile hipnozla tanışır.
Tedavi uygulamalarında hipnozu ve telkini kullanmaya başlar. Daha sonra Breuer ile birlikte hipnoz uygulamalarına devam eder, ama kısa bir süre sonra hipnozdan uzaklaşmayı tercih eder.
Buna neden olan en önemli etken de, Freud’un hipnoz yapmaktaki başarısızlığıydı. Klasik hipnoz yöntemleri ile bir kişiyi hipnoza sokmak bazen çok uzun zaman gerektire bilmekteydi. Zaten çenesiyle ilgili ciddi sağlık sorunu olan Freud, bu uzun süren seanslarda uzun uzadıya konuşmayı hiç sevmiyordu.
Bunun yerine “serbest çağrışım” dediği kısa sorular sorduğu ve hastayı uzun uzun konuşturduğu bir yöntemi geliştirmeye başladı. Serbest çağrışım çok uzun süren ve etkili bir yöntemdi. Freud kendi yöntemini bulmuş ve yolunu çizmişti. Hipnozu kendi dünyasında rafa kaldırmayı uygun bulmuştu.
Aradan yıllar geçer ve Freud Psikanaliziyle tanınmış ünlü biri olur.. O dönemlerde geçmişi andığı bir sohbet sırasında söyledikleri Hipnoz ve Freud açısından acı bir doğrudur:
“ Başlangıçta Breuer ve ben Psikoterapiyi hipnozla yürütüyorduk. O dönemde işlerin ne kadar kolay ve hoş yürüdüğünü ve daha kısa sürdüğünü kabul etmem gerek. S. Freud.”
Onun bu itirafı hipnoza yapılmış haksızlığı da ortaya koymaktaydı.
Freud, çağımızı etkileyen önemli isimlerden biridir. Görüşleri ile psikoloji dünyasına yön vermiştir. Kendinden sonra gelen bilim adamlarının hepsini etkilemiş ve ona karşı olmak veya ondan yana fikir beyan etmek yoluyla isim yapmalarında büyük etkisi olmuştur. Hipnoz yapmaktaki başarısızlığı nedeniyle bu uygulamayı arka plana itmesi ise hipnozun bir süre için karanlık bir döneme girmesine neden olmuştur. Freud yanlısı olanlar onun kuramını geliştirmeye, karşısında olanlarda onun kuramını çürütecek yeni kuramlar geliştirmeye odaklanmıştı. Bu da Hipnoz’un ihmal edilmesine neden olmuştu.
Hipnozu sağlık gibi kişisel nedenlerle kullanmayı tercih etmeyen Freud’un açısından değil de, kendi içindeki gelişim sürecine göre değerlendirirsek 3 temel ayrım yapabiliriz.
Mesmer öncesi dönem (premesmer)
Mesmer dönemi
Mesmerden sonraki dönem (postmesmer)
Mesmer öncesini ele alarak başlayalım:
Hipnoz çok eski bir sanattır Eski Yunanistan’da, Hindistan’da, Çin’de, Mısır’da, Babil’de bugün ki hipnoza ve manyetizmaya benzer uygulamalar yapılıyor ve biliniyormuş.
Bu medeniyetlerin yazıtlarında konuyla ilgili anlatımlara ve ipuçlarına rastlanmaktadır. Bu konuda keramet sahibi şifacılar, medyumlar, kahinler ve gösteri yapanlar vardı. Kendi dinlerine mensup olsunlar diye insanları bu yöntemlerle etkileyen, şaşırtan, ikna eden din adamları vardı.
Büyücüler, cadılar unvanlarının bir kısmını buna borçluydular.
İslam tarihinde, yalancı peygamberlerin yaptığı gösterilerin büyük kısmının hipnoz içerikli gösteriler olduğu bilinmektedir. Hz. Muhammed’din ölümünden sonra peygamberliğini ilan eden Esvet adlı kişinin, hayvanları bir çizgi üzerinde yürütüp, hareketsiz bırakıp, kımıldamadan dururlarken öldürdüğüne dair hikayeler anlatılır. Bu ve benzeri hipnoz şovlarıyla insanları ikna etmeye çalışan çok kişi ortaya çıkmıştır.
Çin de, Mısırda, Hıristiyan Dünyasında, benzer olaylar gözlenmiştir. Tarihte büyü, din ve tıbbın iç içe olduğu, bir birinden ayrılmadığı zamanlarda, dînî ayinlerde kullanılırdı. Mısır'da kabile rahiplerinin başarılı tedaviler yaptığı uyku tapınakları vardı. Eski Yunanistan'da tıp tanrıları tapınaklarında hayaller gösterir ve şifalar meydana getirirlerdi.
Hipnotik anestezi; Hint fakirleri tarafından yüzyıllardan beri uygulanmaktadır. Çivili yatakların üzerine rahatça uzanan veya kızgın kömürlerin üzerinde çıplak ayakları ile yürüyen, transın kutsal olduğuna inanan Hint fakirleri, vücutları kanamadan ve yanmadan tüm bunları rahatlıkla yapabiliyorlardı.
Yunan mitolojisinde de, hipnozun ismini aldığı bir tanrıdan söz edilir. Yunan mitolojisinin uyku tanrısı 'HYPNOSE'dur. Gece'nin Oğlu ve Ölüm'ün (Thanatos) kardeşidir. Kardeşi ile birlikte Hades'in ölüler diyarında yaşar. Kanatlı bir genç şeklinde tasvir edilen Hypnose, yorgun insanların anılarına sihirli değneği ile değmek, karanlık kanatları ile yelpazelemek ya da bir boynuzdan kişilerin üzerine uyku verici bir madde dökmek suretiyle onlara uyku verir.
Thanatos'da kanatlı bir ruh halinde tasvir edildiğinden aynen Hypnose'a benzer. Hypnose'un oğullarından biri ise, rüyalar tanrısı "Morpheus" dur.
Hypnose'un tanrılar üzerinde de etkisi vardır. Homer'e göre Hypnose, Hera’nın ricası üzerine bir gece kuş şekline bürünerek, Zeus'u uyutmuştur.
Mesmer’e kadar Tarihte birçok medeniyet, birçok lider, büyücü veya din adamı, birçok insan hipnozu kullanmıştır. Mesmer ile daha bilimsel bir isim ve yön kazanan hipnoz, günümüzde içyapısı, uygulanışı, etkileri konusunda gizemini koruduğu halde ve hipnoza karşı gelen bazı kesimlerin varlığına rağmen, son derece güçlü ve etkili bir yöntem olmaya devam etmektedir.
Mesmer dönemine geçtiğimizde, Mesmeri’in hayatından da bahsetmek doğru olacaktır. Çünkü Mesmer’in hayatı Hipnoz’un dönüm noktalarından biridir.
Mesmer, “Yıldızların ve seyyarelerin İnsan Vücudu Üzerindeki Fizyolojik Tesirleri” adlı bir tez hazırlar. Bu tezden sonra, başarılı bir tıp öğrencisiyken, hakkında yazdığı alanlarla daha fazla ilgilenir.
Mesmer, Cizvit papazı Hell’in etkisiyle mıknatıslarla hasta iyileştirmeye başlar. Aldığı sonuçlar, halk arasında hızla yayılır. Kısa bir süre sonra ise, mıknatısı bırakıp, elini bir mıknatıs gibi kullanarak vücuttaki enerjiden faydalanarak çalışmalarına devam eder.
Ünü hızla yayılırken, çalışmaları sayesinde Magnetisme Animale (Canlı Manyetizma) sistemi doğmuş olur.
Yaptığı işe Canlı Manyetizma adını veren Mesmer, başarılı çalışmalarından rahatsız olanlar tarafından karalanmaya başlar.
Bir süre sonra da Viyana’yı terk eder ve Paris’e yerleşir. Mesmer’in çalışmalarını onaylamak ve gerçekliğini ortaya çıkarmak için, iki komisyon oluşturulur.
Her iki komisyon da, bu olayın mümkün ve gerçek olduğuna kanaat getirirler. Komisyonlardan birinde geniş çevreye sahip olan bir kişinin raporu imzalamak istememesi sonucu, olumsuz bir karar alınır ve ilk kez Parapsikolijik bir alan incelemeye alınmış olur. Komisyonun olumsuz raporundan sonra herkes Mesmer’in karşısına geçer.
Fakat Mesmer çok önemli bir realiteyi başlatmıştır. Sonra Hipnoz adını alan Manyetizmayı geliştirmiş, duyurmuş ve hayata geçirmiştir.
Onun attığı bu adımların önemini Mesmer sonrası dönemi ele aldığımızda daha iyi anlayabilirsiniz. Nasıl ki insanlık, “dünya yuvarlaktır” diyen Galile’i karalamış ve sonra onun değerini anlayıp, söylediklerinin doğrulunu kabul etmişse, aynı şey Mesmer’inde başına gelmiştir. İnsanlığın ilerleyen dönemlerinde çalışmalarının değeri anlaşılmış ve kabul edilmiştir.
Mesmer’den sonra onun takipçileri ve öğrencileri onun yolunu ve teorilerini sürdürdüler. (Morquis, Puysegur, Recamier, Cloquet, Petetine, Deleuze vb.)
Birçok insan suni uyurgezerlik ve manyetizma üzerine kitap yazdı ve araştırmalar yaptı.
1825’te Fransız Tıp Akademisi konuyu tekrar ele aldı ve daha önce Mesmer aleyhine verilmiş kararın iptaline karar verdiler. Böylece Mesmer aklandı ve manyetik tesirlerin varlığı kabul edildi.
Bu dönemde suni uyurgezerlikle yapılmış binlerce ameliyat vardır. Elliotson ve ondan etkilenen Essdail bu çalışmaları gerçekleştirmiştir.
Yine aynı dönemde bu gerçekliği ve fenomenleri sahne gösterilerinde kullanan insanlarda ortaya çıkmıştır. Bunlardan biride ünlü Lafontain’nin dedesi Manyetizör Charles Lafontai’dir.
Mesmer sonrası dönemde önemli isimlerden biri de hipnozun isim babası olan Dr. James Braid’dir. Braid Lafontain’i bir sahne gösterisi sırasında izler ve kişinin gözlerinin sabitlendiğini görür. Kendi kendine bu suni uyurgezerlik durumunun nasıl olabileceğini sorar ve bunun ancak gözleri yormakla mümkün olabileceğine karar verir.
Yakınları üzerinde yaptığı denemelerde, sujenin(hipnoz uygulaması yapılan kişi) gözlerini parlak bir cisme sabitlemesini ister. Uzun bir bekleyişten ve birçok denemeden sonra, gösteride gördüğü sonucu almaya başlar. Bu duruma da yunan tanrısı “hypnose” in adından yola çıkarak Hypnosis (Hipnoz) adını verir.
Böylece bu gizemli ruh haline yeni ve yanlış bir isim daha verilmiş olur. O günden sonra, bugünde dahil olmak üzere “hipnoz” olarak anılmaya başlayan bu durum Braid’in çalışmalarıyla hız kazanarak, yayılmaya devam eder.
Zaman zaman tökezleyen, unutulmaya yüz tutan, zaman zaman da el üstünde tutulup, baş tacı edilen Hipnoz; hep gizli ya da açık olarak varlığını sürdürür.
Braid’den sonra Charcot ile hipnoz bir karanlık döneme daha girer. Çünkü bu ekol; hipnoz edilen kişilerin histerik olduğunu iddia ediyordu. Normal insanların hipnoz edilemeyeceğini söylüyordu.
Ama aynı dönemlerde Braid’in kitabını okuyan bir Fransız köy hekimi, Braid’in sabit bakışına, sözle telkini de ekler. Yirmi sene boyunca bu yöntemleri kullanır ve başarılı tedaviler yapar. Liebeault adlı bu hekimin yaptığı çalışmaları duyan ve bir şarlatan olduğunu düşünen Profesör Bernheim, bu durumdan son derece rahatsız olur ve onunla ilgili bir yazı yazmaya karar verir. İleri görüşlü bir bilim adamı olan Bernheim, yazısını yazmadan önce hipnozu kendisi gözlemlemeye ve olayların iç yüzünü görmeye karar verir. Fakat Liebeault’un çalışmalarını gördüğünde, tabiri caizse ava giderken avlanmış olur. Gördüğü yöntemden çok etkilenir ve aynı romanlarda olduğu gibi meşhur bir profesör, basit bir köy hekimiyle çalışmaya karar verir. Ve birlikte bu yöntemle 10.000’nin üzerinde hastayı tedavi ederler.
Bu muhteşem dönemden sonra hipnoz bir kez daha Freud ile rafa kaldırılır.
Başarısız bir hipnozcu olan dahi Freud, hipnozun kaderini belirler ve öldürdüğü cesedi kendi eliyle tarihin sayfalarına gömer. Ta ki; 2. dünya savaşını sonunda, savaştan dönen canlı birer mermi gibi etrafta dolanmaya başlayan askerlere, tıp ne yapacağını bilemeyip, çaresizliğe düşünceye kadar.
Bu çaresizlik gizemli iyileştirme metodunu tekrar canlandırdı. 2.dünya savaşından dönmüş nevruzlu hastaların, Freud’un geliştirdiği psikanaliz yöntemleri ile tedavisi çok uzun ve zordu. Hipnoterapi daha hızlı, daha kesin sonuçlar almaya hazır bir asker gibi, yerini aldı. Hemen arkasından hipnoz hakkında hızla yazılar, makaleler, dergiler, kitaplar çıkmaya başladı.
Yüz yılımızda artık bütün dünya, hipnozun kullanım alanları hakkında kanunlar koymuş, üniversitelerde kürsüler oluşturmuştur.
Ve nihayet bilimin üzerinde araştırmalar yaptığı ve söylemlerini hipnozdan yana kullanan birçok bilim adamının olduğu bir döneme gelmiş bulunmaktayız.
20. yüzyılda Hipnoz konusunda ön plana çıkan 4 önemli isim vardır. Bunlar; Emile Coue, Ester Brooks, Milton Erickson ve Dave Elman’dır. ( Onlara 4E de diyebilirsiniz: Emile- Ester –Erickson-Elman)
Emile Coue; “Optimistik Oto Telkin” metodunu kurucusudur.
Onun oto telkin kalıbı olan; “her gün ve her şekilde, giderek daha iyi ve daha iyi olurum”’un uygulamaları “Coueizm” ya da “Coue Metodu” olarak bilinmektedir.
Erickson hipnoz üzerine dünyanın en büyük otoritesidir. 20.yüzyılda konusuna ilişkin sahayı idare eden elinde tutan önemli bir isimdir.
Hipnoz, Erickson'un da tanımladığı gibi, insanların potansiyellerini çelişkilerle uyandıran bir yol olup, uykulu hale getiren bir durum değildir.
Erickson sadece kabul edilmiş kurallar ve göreneklere dayalı kısa süreli bir hipnoz uygulamıştır. Fakat kendisine ait metotları, hipnozun kişiyi kendinden geçirmeden tedavi odaklı olarak bilinen informal kullanımına yöneliktir.
Klasik hipnoz otoriter ve doğrudan ifadeler içerdiği için sıklıkla sujede dirence neden olabilirken, “Ericksonian Hipnoz” izin verici, dolaylı ve yumuşaktır.
Örneğin klasik hipnozda “şimdi transa giriyorsun” gibi bir kalıp kullanılırken, Eriksonian hipnozda daha çok “transa nasıl gireceğini rahatça öğrenebilirsin” gibi bir kalıp kullanır. Bu yolla hipnotist sujeye telkinleri en rahat hissettiği şekilde, kendi ritminde ve yararlarının farkında olarak alma şansı tanır. Suje aceleye getirilmediğini bilir, dönüşümüne tam anlamıyla katılır ve tüm süreci sahiplenir.
Erickson’a göre bilinçli olarak bilinçaltına talimat vermek mümkün değildir ve otoriter telkinler büyük olasılıkla dirençle karşılaşacaktır. Bilinçaltı açıklıklara, fırsatlara, metaforlara, sembollere ve çelişkilere tepki verir. Etkili bir telkin, yaratıcılık ve “ustalıklı muğlaklık” içermlidir.. Sujeye boşlukları kendi bilinçaltı algılayışı ile doldurmasına imkan vermelidir. Becerikli bir hipnoterapist, bu boşlukları bireysel olarak sujeye en uygun şekilde ve arzulanan değişimi en çok sağlayabilecek bir yolla yapılandırır.
Ester Brooks’un tarzı çok otoriterdir. Emir cümleleri kullanır. Ama bazı kimselerde onun yönteminin hakikaten çok işe yaradığını görürüz. Özellikle emir almaya çok alışmış kişilerde, örneğin askerlerde, Ester Brooks’un yöntemi daha hızlı sonuç vermektedir.
Elman ise, Erickson ve Ester tarzının sentezlendiği bir tarza sahiptir ve bu sentezle gerçekten etkili bir yöntem ortaya koymayı başarmıştır.
Genel olarak hipnozun tarihini değerlendirdiğimizde fark ederiz ki; her hipnoterapist, hipnoz dünyasına kendinden bir şeyler katmıştır. Yani hipnoz uygulamasında sabit tek bir kalıp yoktur. Günümüzde hipnoterapistler de kendilerine en yakın buldukları akımları kullanmaktadırlar. Kimisi Erickson’un yöntemlerini, kimisi Ester Brooks’u, kimisi de Elman’ı kullanmaktadır. Bazı hipnoterapistler de çalışacakları kişinin yapısına göre, hangisinin uygun olduğunu düşünüyorlarsa o yöntemi kullanacak kadar esnek davranabilmektedirler.
|